Panik (Atak) Bozukluk

Panik bozukluk: panik ataklarla seyreden bir anksiyete bozukluğudur. Kelimenin kökenine bakıldığı zaman Yunan mitolojisinde panik: (panıkos)pan'dan üretilmiş bir sözcüktür. Kelimenin kökeni mitolojide yalnız yaşayan, üzgün olduğu zaman bir mağaraya kapanan, rahatsız edildiğinde çığlık atarak kokutan bir tanrının ismi olan “pan” dan gelmektedir.
Genel anlamda panik atak; kendiliğinden, beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan, yoğun korku içeren günde birkaç nöbet ile yılda birkaç nöbet arasında değişen panik nöbetler ile şekillenen endişe - kaygı nöbetidir.
Yaşanan bu endişe ve aşırı kaygı kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir (çarpıntı, boğuluyor gibi olma hissi, titreme… vb), bu durum kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır ve sonunda Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü bir şey olacağını, onun için sonun geldiğini, kalp krizi geçireceğini veya öleceğini düşünür ve bunun sonucu olarak birey hem sosyal hem de mesleki anlamda uyum problemleri yaşar.
Bu bozukluğun temel özelliği ani korku dönemleri şeklinde ortaya çıkan, nefes alma güçlüğü, çarpıntı, baş dönmesi gibi bedensel belirtilerle karakterize olan, yineleyici ve beklenmeyen ataklardır.
Klinik Özellikler:
Panik atak teşhisinin oluşabilmesi için en az iki “beklenmedik panik atağı” olması gerekir diğer temel özelliği ise diğer atağın ne zaman olacağına dair beklenti anksiyetesi ve agorafobidir.
Aşağıdaki belirtilerden dördünün ya da daha fazlasının birden başladığı ve on dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı; ayrı bir yoğun korku ya da huzursuzluk döneminin olması:
- Çarpıntı kalp atışlarını duymama ya da kalp hızında artma olması ve terleme
- Titreme ya da sarsılma
- Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları
- Soluğun kesilmesi
- Göğüs ağrısı ve göğüste sıkıntı hissi
- Bulantı ya da karın ağrısı
- Baş dönmesi; sersemlik hissi; düşecekmiş yada bayılacakmış gibi olma
- Kontrolünü yitirecekmiş gibi olma ya da çıldıracağı korkusu
- Ölüm korkusu
- Uyuşma ya da karıncalanma duyumları
- Üşüme; ateş basmaları ürperme
1
Genellikle panik atağın şiddeti ve belirtileri hastanın özelliklerine göre farklılaşır. Genel açıdan panik atağın klinik özelliğini; panik atakları, agorafobi ve beklenti anksiyetesi oluşturur. Bir panik atağın temel özelliğini aniden ve hiçbir neden yokken oluşan yoğun korku, huzursuzluk duygusunun oluşmasıdır. Panik atak sırasında belirtiler hızlı bir şekilde ortaya çıkar ve geçen on dakika içerisinde en üs seviyeye ulaşır. Genellikle nedeni bilinmez ve hastalar ”Hayatlarındaki en korkunç ve kötü deneyim ” olarak tanımlarlar. Çoğu kişi artık sonunun geldiği duygusunu yaşar.
Panik Bozukluğun Nörobiyolojisi:
Panik bozukluğu anksiyete bozuklukları içerisinde biyolojik araştırmaların en fazla yapıldığı, hastalık olmasına rağmen bu bozukluğun oluşumundan sorumlu olan biyolojik düzenekler henüz tam aydınlatılamamıştır. Yapılan çalışmalara bakıldığı zaman ortaya çıkan panik bozukluğun oluşumundan çok sayıda ve birbiriyle karşılıklı olarak etkileşen nörotransmiterler aracılığıyla düşünce, duygulanım ve davranışları düzenleyen, beynin değişik düzenlerindeki farklı nöronal yapılarda bir işlev bozukluğunun sorunlu olduğu söylenebilir.
Panik Bozuklukta Genetik Etkenler:
Panik bozuklugunda ailesel bir yatkınlık olduğu eskiden belli bilinmektedir. Agorafobili hastaların akrabalarında da panik bozukluğuna sıklıkla rastlanmaktadır. Yapılan çeşitli çalışmalara göre panik bozukluğu olan hastaların birinci derece yakınlarında panik bozukluğunu görülme sıklığı yaşam boyu normallere göre yedi-yirmi kat daha fazla olduğu sonucu bulunmuştur.
Psikososyal Etkenler:
Panik atağın psikososyal etkenleri birçok kuram tarafından açıklanmıştır. Fakat bilişsel-davranışçı kuramın panik bozuklukta tedavilerinin başarılı olması, bu ekolün açıklamalarını desteklemiştir. Bu kurama göre anksiyetenin anne-baba davranışlarının örnek alınmasıyla yada klasik koşullanma süreci yoluyla öğrenilen bir tepki olduğunu ileri sürmektedir. Bir panik atağı yaşayan kişi atak sırasında oluşan belirtileri bedensel yada ruhsal açıdan tehlikeli, zararlı ve hatta ölümcül olabileceği inancına kapılır.Hastalar anksiyete belirtilerinden korkmaya başlarlar.Bir anlamda panik hastaları “korkudan korkmakta” ve dikkatlerini bu belirtilere yoğunlaştırmaktadır. Sürekli olarak bedenlerinde olası bir panik atağını düşündürecek belirtiler ararlar. Bu katastrofik inançlar yeniden anksiyeteye ve dolayısıyla daha fazla bedensel belirti ve duyuma neden olurlar. Bu durum bir kısır döngüye dönüşür. Anksiyetenin ve otonomik uyarılmanın artırdığı belirtilerin algılanması yeni panik ataklarına yol açar. Sonuçta, koşulanmış uyaranlara, koşulanmış yanıtlar ortaya çıkar.
Beklenti Anksiyetesi ve Panik Atak:
Daha önce panik atağı geçirmiş bireyler geçmişte yaşadıkları dehşet ve korkunç panik atakların tekrar yaşanacağı beklentisi içine girerler ve bu beklenti içerisindeki hastalar tekrar aynı panik atağı yaşayacağı anı kestirebilmek amacıyla ipuçları ararlar. Soluğunun nerede değişmekte olduğunun, hangi ortamda sıkıntı yaşadığının, kalbinin nerede ve ne zaman çarpmaya başladığının delillerini bulmaya çalışırlar. Hastalar bununla birlikte tüm dikkatlerini bedenlerine yöneltirler. Bunun sonucunda hipokondriyak (Hastalık hastalığı) tutum ve davranışlar göstermeye başlarlar. Sonuç olarak beklenti anksiyetesi ile birlikte birey gündelik yaşamını sekteye uğratacak hale gelebilir ve panik atağı geçirme kaygısıyla gündelik hayatından uzaklaşmaya başlar.
Genel değerlendirme ile birlikte:
- Panik Bozukluğu her yaşta başlayabilir.
- En sık 20-30 yaş arasında başlar, yaş ilerledikçe başlama oranı düşer.
- Etnik, kültürel farklılıklar çok önemli bulunmamıştır.
- Şehir yaşamında, kırsal bölgelere göre daha sık görülmektedir.
- Ekonomik durumla bağlantısı bulunamamıştır.
- Eğitim düzeyiyle panik bozukluğu arasında direkt bir ilişki saptanmamıştır
- Evli insanlarda, dul yada boşanmış insanlara göre daha az görülmektedir, (bir çalışmada boşanmış yada dullarda 5 kat daha fazladır
Hastalığa Zemin Hazırlayan Faktörler Nelerdir ve Panik Atağı Neler Tetikler?
- Zayıf beslenme alışkanlıkları, düzensiz beslenme ve katı diyetler sonucunda ortaya çıkabilecek değişken kan şekeri düzeyi atakları tetikleyebilir.
- Sindirim sorunları ve besin alerjileri paniğe sebep olabilir.
- Kafein, sigara, alkol ve bazı uyuşturucular (LSD, esrar ve kokain gibi) panik ataklara sebep olabilirler.
- Sakinleştirici etkisi olan herhangi bir ilacı ani olarak bırakmak panik atağın ortaya çıkmasına yol açabilir.
- Amfetamin, kortizon ve astım tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da panik atakları tetikleyebilir.
- Antidepresan ilaçlar özellikle kullanımına başlanan ilk hafta panik atakları ortaya çıkarabilir.
- Denge, koordinasyon, işitme ve görme zorlukları kişinin stres düzeyini artırarak panik ve agorafobiyi tetikleyebilir.
- Bedensel ağrılar panik atağı tetikleyebilir.
- Aşırı sık nefes alıp verme panik belirtilerini başlatır. Stres altındayken nefes farkına varmadan sıklaşır.
Ve ayrıca Kalıtım, stres, alkol, sigara, yaşam tarzı gibi nedenler düşünülebilir.
Panik bozukluğu karışabilen diğer hastalıklar:
Kansızlık, kalp krizi (angına pectoris ve myokard enfarktüsü), kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, astım, akciğer ambolisi, beyin-damar hastalıkları ( enfarktlar -beyin kanamaları), epilepsi (sara hastalığı), migren, multipl skleroz, beyin tümörleri, diyabet (seker hastalığı ), hipertiroidi (tiroid bezlerinin çok çalismasi), hipoglisemi (kan sekeri düşüklüğü ), hipoparatiroidi (paratiroid bezlerinin az çalışması), bazı maddelerle zehirlenme (amfetamin, kokain, marihuana, nikotin, teofilin,antikolinerjik dedigimiz maddeler), bazi maddelerin kullanımının aniden kesilmesi ( alkol, tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, uyku getirici ilaçlar),üremi,vücut su-tuz dengesi bozuklukları, yaygın enfeksiyonlar, lupus hastalığı panik bozukluk tabloları ile karışabilmektedir.
Panik bozukluğu tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Bir uzmana başvurarak yardım alabilirsiniz.
Yararlanılan kaynaklar:
Kaplan&sadock klinik psikiyatri
Anksiyete bozukluklarında son gelişmeler 2005 (editör doç.dr.Nesrin Dilbaz )
Anksiyete bozuklukları( editör prof.dr. Raşit tükel )
Ruh sağ. Ve bozuklukları Prof.dr.Orhan öztürk
PANİK ATAK NEDİR?
Aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetlerine panik atak denir. Panik Atak, birdenbire başlar, giderek şiddetlenir ve şiddeti 10 dakika içinde,en yoğun düzeye çıkar, çoğu zaman 10-30 dakika, seyrek olarak da l saat kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçer.Atak sırasında kişi kalp krizi geçirmekten, aklını yitirmekten, kontrolünü kaybetmekten korkar.
PANİK ATAK TÜRLERİ
- Beklenmedik Ataklar: Nedensiz, birden ortaya çıkan nöbetlerdir.Panik Bozuklukta bu tür ataklar vardır.
- Duruma bağlı olanlar:Korkulan bir kedi, köpek veya başka bir nesneyle yada bir durum karşısında ortaya çıkar.
- Durumsal yatkınlık gösterilen panik ataklar:Genellikle tetikleyici bir etken vardır.
PANİK ATAK'TA GÖRÜLEN BELİRTİLER:
- Çarpıntı, Kalbin yerinden fırlayacakmış gibi olması, göğüste basınç bazen sol kola yayılan ağrı ve uyuşmalar...
- Terleme ( bazen üşüme bazen alevlerin basması hissi)
- Titreme-sarsılma-
- Boğulma ve nefes alamama hali
- Soluğun kesilmesi (Derin nefes alma ihtiyacı, havanın yetmemesi gibi hisler)
- Göğüste daralma, sıkışma, ağrı duyumsama
- Bulantı, karında ağrı, şişkinlik , gaz oluşması, geğirti.
- Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma hali
- Derealizasyon (Gerçek dışılık duyguları panik yaşandığında olaylar bir sis perdesinin gerisinde algılanır, cisimler, küçülür her şey bulanıklaşır...yada depersonalizasyon (Benliğinden ayrılmış olma hali:sanki bedenle ruh birbirinden ayrılıyor ve kişide kendisini hissedememe, algılayamama, kendisine yabancılaşma durumu oluşur....)
- Panik anında kontrolünü kaybedeceği yada çıldıracağı korkusu (Kendisine çocuklara, çevreye zarar verme korkusu)
- Ölüm korkusu
- Ellerde, kollarda, bacaklarda, başta ve birçok yerde uyuşmalar, yanmalar karıncalanmalar, diken diken olma halleri
- Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları
Bu belirtilerden en az 4 veya daha fazlası bulunur.
Panik bozukluk
Panik ataklarının aniden, beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay süreyle bu atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli kaygı, atağın sonunda ölebileceği, delireceğine ilişkin kaygı duyma ya da ataklarla ilgili olarak bazı davranış değişiklikleri yapma şeklindeki bir hastalıktır.
PANİK BOZUKLUĞU NEDEN OLUŞUR?
Panik Bozukluğunun neden oluştuğuna ilişkin iki bilimsel açıklama vardır.
1. Panik Bozukluğu, beynimizde nöron adı verilen sinir hücrelerinden salgılanan, heyecan ve duygusal yaşantılarımızı düzenleyen bazı beyin hormonlarının düzensiz çalışması sonucu oluşmaktadır.
2. Panik Bozukluğu, günlük yaşantımızda yaptığımız bazı davranışlarımızın sonucunda ortaya çıkan ve tamamen 'doğal ve zararsız' olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi bedensel belirtilerin, hasta tarafından kötü bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi ve bunun sonucunda da 'kalp krizi geçiriyorum, öleceğim', 'çıldırıyorum', "felç olacağım" şeklinde yanlış yorumlanması ile oluşur.
Agorafobi:
Kişi yalnız kalmaktan kaçmanın o ortamdan uzaklaşmanın kolay olamayacağı ya da herhangi bir yardım alamayacağı topluma açık yerlerde olmaktan korku duymaktır.Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarı çıkamama, kalabalık caddelerden geçememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü, asansör,otobüs )a girememe sayılabilir.
Beklenti Anksiyetesi:Panik atağı geçiren kişiler o ürkütücü anı yeniden yaşamak istemezler. Birkaç atak sonrası ile beklenti anksiyetesi yani yeni bir atak geçirme beklentisi ve korkusu gelişir. Beklenti anksiyetesinin üç öğesi vardır: 1. Bir panik atağı geçirmekle ilgili olan huzursuz edici ve endişeli, yoğun düşünce uğraşları, 2. Yine atak olacak ve bu tehlike yaratacak inancı ve beklentisi, 3. Korkuyla oluşan bedensel duyumlardan korkmak. Hastalar bir süre sonra ataklara ve ataklar sırasında gerçekleşeceğine inandıkları felaketlere karşı önlemler almaya ve kimi davranışları değiştirmeye başlarlar.
Panik bozukluğunda ataklara karşı alınan önlemler:
1- İşe gitmemek, evden çıkmamak
2- Ev işi, spor, gezi, yürüyüş, cinsel ilişki gibi efor gerektiren etkinliklerden vazgeçmek
3- Atak sırasında bayılma, ölme ve fenalaşma halinde olacakları için önlem almak: etek yerine pantolon giyme (bacakları görünmesin diye), yanında fazla para bulundurmama, takı takmama (çalınmasın diye)
4- Ataklara neden olduğuna inandıkları şeyleri yiyip içmemek (çay, kahve, kola, sigara, bazı yemekler)
5- Atakları önlemek için gereğinden fazla yemek yemek
6- Evden çıkarken alkol, madde, ilaç kullanmak
7- Atakları önleyeceğini düşündükleri şeyleri yanında taşımak (su, alkol, ilaç, bisküvi, şeker, kolonya)
8- Atak sırasında gerekli olabileceğini düşündükleri şeyleri yanında taşımak (kendi evinin, eşinin adres ve telefonları, doktorunun adres ve telefonu)
9- Atak sırasında yardım alabilmek için; bütün günü hastane bahçesinde geçirmek, güzergahını hekim, acil servis, eczane bulunan yerlerden seçmek
10- Kontrol kaybı ve çıldırmaya karşı; evdeki bıçakları kilit altında tutmak, çocuklarından uzak durmak, balkon kapısını, dış kapıyı kilitli tutmak, olası intihar kaynağı olabilecek ilaç, çamaşır suyu vb malzemeyi kilit altında tutmak
Görülme Sıklığı: Ülkemizde panik bozukluk sıklığı çeşitli çalışmalarda %1.2 - 5.1 arasında bulunmuştur. Panik bozukluk her yaşta başlayabilmekle beraber en fazla 20’li yaşların başlarında ve daha geç olmak üzere 30’lu yaşlarda başlamaktadır. Tüm yapılan çalışmalarda kadınlarda erkeklere göre iki-üç kat daha fazla görüldüğü bildirilmektedir. Yaş ilerledikçe panik bozukluğunun görülme sıklığı azalır, 65 yaş üzeri görülmesi çok enderdir. Panik bozukluğunda ailesel bir yatkınlık olduğu eskiden beri bilinmektedir. Agorafobili hastaların akrabalarında panik bozukluğu sıklıkla bulunmaktadır. Panik bozukluğu olanların yakınlarında panik bozukluğunun yaşam boyu görülme sıklığı normallere oranla 7-20 kat fazladır. İkiz çalışmalarında panik bozukluğu için eş hastalanma oranının tek yumurta ikizlerinde %31 olduğu bulunmuştur.
Hastalığın tedavisi var mıdır?
Panik bozukluğu bugün çok kolay tedavi edilebilen hastalıktır. Panik nöbetlerini önleyen ilaçlar ve bilişsel davranışçı terapi kombinasyonuyla hastalık kontrol altına alınabilmektedir.
Tedavide temel ilkeler şunlardır:
- Önce hastadaki panik ataklarını kaldırmak
- Hastanın kaçınma davranışını önlemek
- Atakların tekrarlayabileceği endişesiyle yaşadığı önsezi anksiyetesini sona erdirmek
- Panik bozuklukla birlikte görülebilen diğer psikiyatrik ve bedensel bozuklukları tedavi etmek
Bu tedavide iki amaç vardır:
1. Hastanın, aslında tamamen 'zararsız' olan Panik Atağı belirtileri hakkındaki yanlış bilgi ve inanışlarının düzeltilmesi ve hastanın bu belirtilerle korkmadan baş edebilmesinin öğretilmesi amaçlanır.
2. 'Panik Atağı gelirse' endişesi ile, sokağa çıkma, vapur, otobüs, trene binme, kalabalık yerlere gitme gibi tek başına yapmaktan korktuğu şeylere bir plan dahilinde yeniden 'alıştırılması' amaçlanır.
1- İlaç tedavisi; Anti depresan ilaçların kullanımı (Fluoksetin, Paroxetin, Citalopram….)
2-Psikoterapi ;Bilişsel Davranışçı terapi en sık uygulanılandır.
Bilişsel Terapi ;
Bilişsel modele göre, insanın duygularını ve bununla bağlantılı fizyolojik ve davranışsal tepkilerini belirleyen, durumun kendisi değil, otomatik düşüncelerle oluşan,o durumla ilgili yaptığı yorumlardır.Bu düşüncelerimizin çok azının farkına varırız.Otomatik düşünceler aniden oluşsa da kişinin temel inancı ile bağlantılıdır.
Olay Düşünce Tepki
ara inançlar
temel inançlar
Belirti Otomatik düşünce Duygu
Nefes darlığı Boğuluyorum Korku, endişe
Çarpıntı, göğüs ağrısı Kalp krizi geçiriyorum korku
Uyuşma, felç oluyorum korku, endişe
Yabancılaşma deliriyorum endişe, kaygı
Bedensel belirtiler.. Kötü bir şey olacak endişe, kaygı
PB için bilişsel terapinin iki büyük odağı vardır. Bunlar hastanın yanlış inanışlarının yeniden yapılandırılması ve düzeltilmesi, PA'nın gelişimi ile ilgili bilgilendirilmesi.Öncelikle hastaya kaygı ile ilgili ayrıntılı bilgi verilmeli, kaygı ile oluşan otonomik belirtilerin (çarpıntı,terleme) tehlikeli olmadığı anlatılmalıdır.
1-Otomatik düşüncelerin sorgulanması; ör: panik atak sırasında öleceğini düşünen biri için;
-Bu düşünce için ne gibi kanıtlarınız var?
-Bu durumun başka bir nedeni olabilir mi?Şu an kalp krizi geçirme olasılığınız yüzde kaç?
2-Acaba başkası bu durumda ne düşünebilir?
Gerçekçi olmayan inançların farkına varması sağlanmalıdır
Davranışçı tedavi:
Yanlış inanışların yeniden yapılandırılmasının merkezinde, hastanın vücudundaki duyumları yanlış yorumlaması yatmaktadır. Hasta vücudundaki bu duyumları ölüm ve dehşet olarak algılamakta ve PA geçirmektedir.
PA hakkında bilgilendirme ise, PA'nın tüm boyutları ile anlatılması şeklinde olmaktadır.
Gevşeme Yöntemleri
Bunun amacı hastanın gevşemesini sağlayarak anksiyetesini kontrol altına almayı öğrenmesidir.
- Progresif gevşeme
– Tüm gevşeme
– Kontrollü gevşeme
– Ayırdedici gevşeme
– Hızlı gevşeme
Solunum Çalışmaları ;Nefes egzersizleri uygulanır.
Yüzlestirme Tedavisi
PB'dan davranış terapisi olarak uygulanır. Hastalar kaygı yaratan durumlardan kaçınmaya başlarlar.Ör.Asansöre binmeme,Kaçınma davranışları hastaların olumsuz inançlarının sürmesine neden olur.Bu nedenle hastaların aşamalı olarak korktukları ortamlara girmeleri veya aktivitelerde bulunmaları istenir.
PANİK ATAKTA EN ÇOK SORULAN SORULAR ve CEVAPLARI :
-Panik atak sırasında kalp krizi geçirir miyim?
-HAYIR
- Panik anında ölebilir miyim?
-HAYIR
- Panik felce yol açar mı ?
-HAYIR
-Delirir miyim ?
-HAYIR
-Panik atak bayılmaya sebep olur mu ?
-HAYIR
-Tedavisi var mıdır?
-EVET
-Panik şizofreniye çevirir mi?
-HAYIR
-Alkol alarak paniği yenebilir miyim ?
-HAYIR ( zamanla artar ve bağımlılık gelişir.)
-Spor paniği arttırır mı ?
-HAYIR ( faydası vardır )
-Sex yapabilir miyim ?
-EVET
-Panik geldiğinde acile gideyim mi ?
-HAYIR ( Daha önceki nöbetler nasıl geçtiyse bu nöbette geçecek )
-Panik depresyonla beraber olur mu ?
-EVET
-Panik anında boğazım düğümleniyor,boğulur muyum?
-HAYIR
-İlaçla beraber alkol alınır mı?
-Çoğunlukla HAYIR,fakat doktorunuza danışmakta yarar var...
-İlaçlar bağımlılık yapar mı?
-HAYIR
-Hayat boyu kullanmam gerekir mi?
-HAYIR
adana psikolog, terapist, psikoterapi
Fobiler

adana psikolog
Tüm anksiyete bozukluklarında ortak olan özellikler belirli durum ve nesnelerle karşılaşınca anksiyete belirtilerinin görülmesidir. Anksiyete belirtilerinin bedensel / otonomik, bilişsel / duygusal ve davranışsal boyutları vardır. Kişiden kişiye değişiklikler olmakla birlikte fobik nesne veya durumla karşılaşan kişide gerçek korkularda ortaya çıkan belirtilerin aynısı ortaya çıkar: yani kişinin kalbi çarpar /sıkışır, nefesi daralır, göğsü sıkışır, titreme / terleme olur, uyuşma / karıncalanma olur, baş dönmesi, bayılma hissi olur, sık idrara gitme vb.
Özgül fobilerin en önemli özelliği kişinin korku duyduğu durumun oldukça belirli ve sınırlı olmasıdır. Ancak, kişi fobik nesne ve durumla karşılaşmadan da anksiyete yaşayabilir. Bu durumu düşünmek / hayal etmekle veya karşılaşma önsesinde de kişi korku duyabilir.
Tanımda da belirtildiği gibi özgül fobilerde duyulan korku mantıksızdır ve aşırıdır. Yüksek bir yerden aşağı bakmak birçok insan için heyecan verici, korkutucu olabilir, ancak fobik kişide korku o kadar aşırılık ki, yüksek binalara çıkamaz bile. Bazen de normalde kimsenin korkmayacağı durumlardan korkma gibi mantıksız korkular görülür. Örneğin: cam kırıkları, bıçak gibi kesici aletler batacak korkusu gibi. Hasta bunun aşırılığının ve mantıksızlığının farkındadır. Bu nedenle (böyle saçma bir şeyden / durumdan korktuğundan utandığı için ) bazı hastalar fobilerinden bahsetmek de istemeyebilir. Yukarıda sayılan nedenlerle cin, şeytan vb. korkuları, kişi bunları saçma bulmadığı sürece, fobi sayılmaz.
Hastalar fobik oldukları ortamda her girişlerinde az veya çok sıkıntı, anksiyete duyarlar. Bu açıdan panik bozukluğundan ayrılırlar. Panik bozukluğunda hasta belirli bir yerde panik gelecek korkusu yaşar, ama o yerde her seferinde panik yaşamaz.
Fobilerin iki temel bileşeninden biri korku, diğeri kaçınmadır. Kaçınmayı korku doğurduğu için aralarında büyük paralellik vardır. Gene de tam bir örtüşme olduğu söylenemez. Çünkü kişi her korktuğu durumdan kaçınmayabilir. Bazı durumlar veya nesnelerle kişi kendi isteğiyle belli miktar korkuya katlanmayı göze alarak karşılaşır. Bazı durumlarda ise işi, sosyal konumu vb. nedeniyle istemeden de olsa karşılaşmak zorunda kalabilir. Birçok araştırma, kaçınmanın iş ve sosyal hayata olumsuz etkisinin korkunun etkisinden daha fazla olduğunu gösteriyor.
Özgül fobi tanısı alanlarda görülen korku türleri görülme sıklığına göre şöyledir;1. hayvan fobileri, 2. yükseklik korkusu, 3. kan ve yaralanma korkusu, 4. gök gürültüsü ve fırtına korkusu 5. uçak korkusu, 6. yalnız kalama korkusu, 7. kapalı yer korkusu.
1-HAYVAN FOBİLERİ
En sık görülen özgül fobi türüdür. En çok korkulan hayvanların başında kedi, köpek, kuş, böcek gibi hayvanlar gelir. Korkulan hayvan türleri kültürler arası farklık gösterir. Örneğin; İngiltere’ de örümcekten korkma çok yaygın iken, kültürümüz de örümcek fobisi pek yaygın değildir. Hayvan fobisi olan insanların bir kısmı o hayvanla kötü bir deneyimden sonra fobilerinin başladığını ifade ederler. Bir kısmında ise böyle bir başlatıcı bulunamaz. Fobik hasta tipik olarak kendine rahat bir gündelik yaşam sağlamaya uygun bir kaçınma davranışı geliştirmiş olur. Oturmaya gidilecek- gidilmeyecek arkadaşlar bellidir. Televizyonda korkulan hayvanla ilgili belgeseller seyredilemeyebilir. Nerelerde dolaşılacağı belli kurallara bağlıdır. Bazı durumlarda hayvanın fotoğrafı ya da onu andıran şekillerden bile korkulabilir.
2- YÜKSEKLİK FOBİSİ
İkinci en yaygın özgül fobidir. kişi yüksek binalara çıkamaz, yüksekten akamaz, hatta odanın içinde pencereye yakın oturamaz. Yükseklik korkusu olan kişiler asansöre binmekten korkarlar, ancak bu korku içinde boğulmaktan veya hapis kalmaktan dolayı değil, yukarı çıktığı içindir. Birçok insan için keyifle oturulacak balkonlar bu hastalar için eziyettir. Balkonda oturabilirlerse de odaya yakın tarafına oturmaya çalışırlar. Merdivenler, özellikle boşluk varsa çok korkutucudur. Yükseklik korkusu olanların birçoğunda uçak korkusu olsa da iki korkunun birbirinin aynı olduğu da söylenemez. Yükseklik korkusu olanların % 20’ si ise uçak korkusu tanımlamamışlardır.
3- KAN VE YARALANMA FOBİSİ
Halk arasında “kan tutması” olarak da bilinen bir durumdur. Kan görünce rahatsızlık hissetmek çoğu insanda görülen bir özelliktir. Bunun dışında bedensel sakatlık, parçalanmış insan vücutları, kazalar vb. görme, kan verme, iğne yaptırma, kulak deldirme, diş çektirme ve diğer tıbbi işlemler gibi durumlarla karşılaşınca bayılacak gibi olma, kalp hızında değişme ve bunaltı şeklinde tepkiler verilebilir. Bu esnalarda bayılmalar da bilinen durumlardır. İlk kez diş çektirmeleriyle ilgili film seyreden çocukların kalp hızlarının yavaşladığının gösterildiği belirtiliyor. Bazı fobikler hayat kurtarıcı müdahalelerden bile kaçınırlar; şeker hastaları iğnelerini yapmaz, kanser hastası ameliyat olmaz, bazı kadınlar doğurmaktan korktukları için gebe kalmazlar. Birçoğu hastanelere gitmez, hasta insanlara bakamazlar, tıbbi konularla ilgili TV programlarını seyredemez. Bu korku yüzünden doktorluk, hemşirelik gibi mesleklerden kaçınabilirler. Bazı hastalar “kan” lafını duyunca bile bayılabilirler.
4- GÖK GÜRÜLTÜSÜ ve FIRTINA FOBİSİ
Bu kişiler sürekli hava durumunu izler ve havanın kapalı, fırtınalı, yağışlı olma ihtimali olduğu günlerde eve kapanır, gök gürültüsünü duymamak için kapı ve pencereleri sıkı sıkı kapatırlar. Gök gürültüsü duyunca masa, yatak altına saklanırlar.
5- UÇAK KORKUSU
Bu kişiler uçağa bineceklerine, çok daha uzun sürecek, daha eziyetli yolculuklar yapmaya razıdırlar. Uçağa binmek zorunda kaldıklarında uçağın düşeceğine dair şiddetli bir korkuları vardır. Uçağın her hareketini, her sarsıntıyı büyük bir korkuyla izlerler, duydukları sesleri patlayan bir motor, bir arza işareti olarak yorumlarlar.
6-YANLIZLIK FOBİSİ
Çoğu kez evde tek başına kalmaktan korkudur. Akşamları ve gece artar. Gündüz tek başına kala bilen birçok hasta gece kalamaya bilir. Nedensiz bir huzursuzluk olabilir ya da evde birisi, hırsız, bir yaratık vb. var gibi bir duygu tarif edebilir. Yalnızlık fobisinin ayrılık anksiyetesiyle ilişki olduğu öne sürülmektedir. Çocuklukta ayrılık anksiyetesi yaşayanların erişkinlikte agora fobi ve panik bozukluğu geliştirme olasılığı yüksek bulunmuştur. Türkiye de yapılan toplum taramasında da, ayrılık korkusunun agora fobi ile diğer tüm özgül fobilerden daha kuvvetli olarak bulunmuştur.
7-KLOSTROFOBİ
Kapalı / basık yerlerden duyulan korkudur. Korkulan durumlara tipik örnekler arasında asansör, basık tavanlı odalar ve koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yer altı çarşıları, metro, alt geçitler, oturulan oda kapısının kapalı veya kilitli olması vb. sayılabilir. Hastaların temel korkuları anılan yerde sıkışıp kalmak, çıkamamak, nefes alamamak, boğulmak gibi korkulardır. Sinema ve tiyatroya gidemez, gitseler de dip koltuklarda oturamazlar. Boğazlı, dik yakalı giysilerden rahatsız olabilirler, yakalarını ilikleyemezler. Kapalı giysiler onları “boğabilir”. Bu hastalarda sisli, kapalı havalarda huzursuz olma sıktır. Sisli, kapalı hava etrafı kapatan, korkutucu bir duvar gibi algılanır, Aynı zamanda hamam, duş, sauna gibi yerlerde de boğuluyor gibi olurlar. Bir klostrofobik hastamız etrafı sularla çevrili olduğu için İngiltere ye gidemediğini söylemişti.
8-UZAY / ALAN FOBİSİ
Dengelerini kaybetmekten, düşmekten korktuklarını söyleyen bazı hastalar daha ayrıntılı sorgulandığında etrafta tutunacak bir şey yoksa düz bir alanda yürümekten aşırı korktukları fark edilir. Buna alan veya uzay fobisi denmektedir. Bu hastalar klostrofobiklerin tersine bir koridor geniş ve eşyasızsa daha fazla huzursuz olurlar, büyük oda ve salonlarda duvara yakın olacak biçimde yürürler.
9-YUTMA FOBİSİ
Bu hastaların tek korkusu bir şey yutarken boğulmaktır. Yemek yerken, su içerken boğazlarına kaçacağı ve boğulacakları düşüncesindedirler. Yemeğe / içmeye korktukları şeylerin bir listesi olabilir. Bazı şeyleri hiç yemeyerek kısmet rahat edebilirler. Birçok zaman kuruyemiş gibi küçük taneli şeyler çok korkutucudur. Yemek ve içmekten kaçınmanın çok ciddi sonuçları olabilir; ileri derecede kilo kaybı gibi.
*Yararlanılan kaynak prof.dr.M. ORHAN ÖZTÜRK “RUHA SAĞLIĞI VE BOZUKLUKLARI” ( H.Y. Birliği )
Depresyon

Depresyon en sade sekliyle çökkünlük hali olarak tanımlanabilir. Depresse duygudurumu olan hastalar enerji ve ilgi yitimi, suçluluk duyguları, konsantrasyon güçlüğü, iştah yitimi, ve özkıyım düşünceleri gösterirler.Diğer belirti ve bulgular aktivite düzeyinde, bilişsel yetilerde, konuşmada ve ayrıca cinsel etkinlik, iştah, uyku problemleri gibi biyolojik aktivitelerde bozulmalar görülür.Bu belirtiler her zaman bireyin kişilerarası, toplumsal ve diğer alanlarda bozulmalara neden olur.
Bireyde;
* Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz, ağlamaklı, kederli hissetme hali).
* Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler, hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama , bıkkınlık, cinsel isteksizlik ).
* Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.
* Hemen her gün uykusuzluk yada aşırı uyku hali.
* Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik, hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk
* Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.
* Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.
* Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara, okunan şeylere, izlenilen dikkatini verememe, gibi) ya da kararsızlık hali.
* Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı
Bu belirtilerin en az iki haftalık süreçte görülmesi ve bu belirtilerin en az beş tanesinin bulunması depresyona işaret eder ve bireyin bir uzmana başvurmasını gerekli kılar.
DEPRESYONUN BELİRTİLERİ
Kognitif (Bilişsel) Belirtiler
Bilişsel özellikler, depresyon rahatsızlığı yaşayan insanlarda en önemli niteliği oluşturur. Düşünce içeriği ile başlayan bilişsel yapıdaki bozulma ve çarpıtma, kendini surekli ve aşırı derecede eleştirme ile devam eder. Sonuçta oluşan yetersizlik duyguları, devamında hiçbirşeyi yapamamış olduğu ve bundan sonrada aynı başarısızlığın devam edeceği gibi çeşitli inançları destekler. Bu bilişsel çarpıtmalar depresif süreçle birlikte katılaşır hatta bu durum hezeyan niteliği de alabilir.
Algılama da depresif duygulanımın şiddetine göre değişmeye başlar. Hastalar artan depresif duygular (ki bunlar temelde yaşadığı değersizlik , kendini sürekli suçlama duygularıdır) çevredeki uyarıcıları algılamada ve onları yorumlamada sorunlar yaratır.İllüzyonlar, vücut görünümünün algılanmasında çarpıtmalar, hatta koku ve işitme halusinasyonları vb. oluşabilir.
Depresyon belirtisi gösteren kişilerde sözel ifade gücü azalmıştır depresyonun şiddetine göre bu yapı gittikçe artmakta ileri derece depresyon yaşayan kişilerde bu durum kelimeleri tek tek kullanma ya da hiç konuşmak istememe şeklinde görülebilir.
Hasta yaşadıkları durumlarla ilgili ve gelecek zamana ait düşüncelerinde karamsardır, obsesyonel biçimde yineleyen ölüme ve intihara ilişkin düşünceler, fobiler, obsesif(takıntı) uğraşlar yan belirtiler olarak ortaya çıkar. Basit konularda bile karar verme güçlüğü çeker ya da daha önce verdikleri kararlarla ilgili pişmanlık, kendini kınama, suçluluk duyguları vb. yaşarlar.
Depresif hastaların yakınmalarının başında unutkanlık ve konsantresyon güçlüğü gelir. Dikkatini ve düşüncelerini toparlama ve belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma güçlük yaşarlar.
Duygusal Belirtiler
Depresyonun temel sınıflaması yapılırken duygudurum bozuklukları kategorinde yer alır. Duygusal çökkünlük olarak tanımlanabilen depresyon bireyin yaşadığı umutsuzluk, çaresizlik, yetersizlik, sürekli yaşanan üzgünlük ve hüzün gibi duygusal yapıları tanımlar. Hastalar; kendilerini hüzünlü, umutsuz, neşesiz veya değersiz gibi duygularla tanımlarlar.
Bireyin yasadığı sürekli kendini eleştirme, yetersizlik ve değersizlik duygularını destekler ve bireyi intihar düşüncelerine yönlendirebilir. Yapılan çalışmalar depresyonu olan hastaların yaklaşık üçte ikisinin özkıyım düşünceleri olduğunu ve bunlardan %10-15 lik kısımının intaharas kalkıştığını göstermektedir.
Depresyon yaşayan bireyin duygulanımı gün içerisinde sürekli değişir ve yoğun çökkünlük yaşanılan uyku problemleriyle sabah saatlerinde daha yoğunken, ilerleyen saatlerde kısmen azalma olur.
Davranışsal Belirtiler
Depresyonla birlikte hareketlerde bir azalma, yavaşlık ve isteksizlik oluşur. Yeni bir davranışı başlatma yada sürdürme konusunda birey ilgisiz ve güçsüzdür. Ağır depresyonlarda etkinlikte azalma öyle ileri derecede olabilir ki hasta kamburu çıkmış bir biçimde oturuyor ve donuk bir yüz ifadesiyle yere bakıyor olabilir. Depresyon yaşayan birey alçak sesle ve tekdüze konuşur ve konuşma miktarı ve ses düzeyi azalmıştır, her davranışı aşırı bir çabayı gerektiriyormuş gibi görünür.
Mimiklerde azalma ile birlikte hastanın eğik bir postürü vardır ve kendiliğinden haraketi yoktur, üzgün kederli, gözlerini kaçırır bir bakışı vardır. Hastanın yürüyüşünde yavaşlama, başı öne eğik, gözleri yerde ve elleri kucaklarında çevreye karşı tepkisiz otururlar.
Hareketlerdeki yavaşlama ve isteksizliğin tersi olarak bazen ağır depresif hastalarda belirgin bir psikomotor ajitasyonda görülebilir. Ajite depresyonlarda anksiyete önde gelen özelliktir ve durmaksızın gezinme, sıkıntıyla ellerini ovuşturma ve inleyip durma gibi belirtilerle kendini gösteren bir huzursuzluk hali vardır. Hasta yerinde duramaz ve yaptığı işlerde süreklilik yoktur. Huzursuz bir kıpırdanma ve hareketlilik hakimdir.
Fizyolojik Belirtiler
Uyku bozuklukları depresif hastalar için evrensel bir belirtidir ve genellikle bildirilen ilk belirtiler arasındadır. Depresyonda hem uykusuzluk hem de aşırı uyuma şeklinde uyku bozukluğu görülebilmekle birlikte, uykusuzluk problemi daha fazla görülmektedir. Uykuya dalamama, uykuyu sürdürememe ya da sabahları erken ve yorgun uyanma şeklinde uyku problemleri yaşanır. Hastalar depresif içerikli rahatsızlık verici rüyalar görürler, bu rüyalar hastaların ağlayarak uyanmalarına neden olabilir.
İştah çok azalır ve fark edilebilir düzeyde kilo kaybına yol açar. Bazen iştah kaybının tersine aşırı iştahda olabilirse de genellikle iştahsızlık hakimdir. Aşırı iştah da birey sanki içindeki bir boşluğu doldurmak istercesine sürekli yiyebilir. Depresyona bağlı olarak iştahı kesilen hastalar daha önce zevk aldıkları yiyeceklerden artık zevk almaz olurlar.
Cinsel istek kaybı da depresyondaki hastalarda görülen evrensel bir belirtilerden bir diğeridir. Erkeklerde genellikle cinsel istek ve etkinliğin azaldığı ya da tümüyle ortadan kalkmış olduğu öyküsü vardır. Erkek hastalarda ereksiyon problemi ortaya çıkabilir, kadın hastalarda ise cinsel isteksizlik olsa bile cinsel işlev yerine getirilebilir. Erkek hastalarda cinsel etkinliğin yerine getirilemiyor oluşu hastanın kendine olan özgüveninide etkiler.
DEPRESYONUN NEDENLERİ
Depresyonun nedenleri ile ilgili çok sayıda hipotez öne sürülmüştür genel görüş ise depresyonun nedenlerinin çoğul etkenli olduğudur. Çoğu olguda genetik, biyolojik ve psikososyal etkenlerin birbirleriyle etkileşmesi olasıdır.
Biyolojik Nedenler
Aile ve kalıtım araştırmaları duygudurum bozukluğu olanların birinci dereceden akrabalarında hastalanma riskinin belirgin olarak yüksek olduğunu göstermektedir. Ailesinde depresyon geçirmiş olan bir kişinin bulunması o kişinin de depresyon geçireceği anlamına gelmez. Ancak ailede depresyon öyküsünün bulunması o kişide depresyon ortaya çıkma olasılığını artırıyor gibi görünmektedir.Bireyde görülen depresyon türü açısından da distimik bozukluk, minör depresyon ve diğer hafif depresyonlarda kalıtımın etkisinin olmayacağı ama majör depresyonda ve psikotik depresyonda kalıtımın etkili olacağı düşünülmektedir.
BİYOKİMYASAL ETKENLER
Bu kısımda çeşitli mediyatörler sorumlu tutulmakta ve bunlarla ilgili sentez defekti, reseptör duyarlılığında azalma gibi değişik olaylar gündeme getirilmektedir.
PSİKOSOSYAL ETMENLER
Yaşam Olayları ve Çevresel Zorlanmalar
İnsan hayatında sürekli stres uyarıcılarına maruz kalması depresyon riskini arttırdığı şeklinde klinik gözlemler ifade edilmiştir. Örneğin işsizlik konusunda yapılan araştırmalarda, işsiz olan insanların çalışanlara oranla daha fazla depresif dönem belirtileri gösterdikleri belirtilmiştir. İşsizlik gibi erken ebeveyn kaybı yada bir yakının ölümü, hastalık, ağır ekonomik problemler… gibi koşullar depresif belirtilerin başlamasına ve bu duyguların sürdürülmesine neden olduğu belirtilmektedir. Yaşam olaylarının çoğu özgül değildir; yani her kişide böyle bir bozukluğu başlatmaz. Ancak biyolojik ve ruhsal yatkınlık olduğunda bu etkenler rahatsızlığın başlamasında önemli etken olurlar.
Kişilik Yapıları Ve Depresyon
Kuşkusuz bireylerin kişilik yapıları onların ruhsal bozukluklara karşı eğilimlerinde belirleyici olabilmektedir, fakat tek başına depresyona yatkın olan kişilik yapısı yoktur Bununla birlikte tüm insanlar kişilik örüntüleri ne olursa olsun uygun koşullarla birlikte deprese olabilir.Genel olarak depresyon geçirmeye yatkın kişileri genellikle kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye, iyiliksever olmaya eğilimli, aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu güçlü, yakınlarına aşırı bağlı ve bağımlı, kendisinden ve yakınlarından yüksek beklentileri olan, mükemmeli arayan, öfke duygularını dışa vurmayan, çabuk etkilenen, içedönük kişilerdir. Kişilik bozukluğu olarak ele alında ise bazı kişilik bozukluğu - obsesif-kompulsif, histriyonik ve borderline- olan kişiler, diğer bozukluğu olan kişilere oranla daha fazla risk altındadır.
adana psikolog psikoterapi
Cinsel İşlev Bozuklukları Genel

Cinsel aktivite aşamalarındaki ( isteğin başlaması, uyarılma, orgazm ve rezolusyon ) sorunlar veya cinsel ilişki ile birlikte ağrı yakınmaları bu bozukluğun konusudur. Bu durumlar cinsel olgunlaşmanın başlamasından beri var olabilir ya da cinsel hayatin belli bir sure sonrasında başlayabilir. Belli bir takım durumlar ve cinsel ilişkideki eslere bağlı (durumsal tip) olan ya da bağlı olmayan (yaygın tip) şekillerde görülebileceği gibi; bozukluğun başlamasında asal etkenin psikolojik etkenlere bağlı ya da psikolojik etkenlerin de rol oynadığı ama asal rol almadığı, başka bir tıbbi durum ya da madde kullanımının da rol aldığı şekiller de söz konusu olabilir.
Kişinin maruz kaldığı cinsel uyarının kaynağı, uyarının şiddeti ya da uyarı süresi yetersizse bir cinsel işlev bozukluğu tanısı uygun değildir.
Bu teşhisi koymadan önce kişinin istek, hedefler ve davranım şekillerini yönlendirebilecek dinsel ve diğer sosyokültürel zeminler dikkate alınır ( Örneğin kişilerde cinsellik sadece çocuk sahibi olmak olarak gözlenebilir, sadece karşı tarafın rahatlamasına hizmet amacını güdüyor olabilir ya da belli bir yastan sonra kabul edilemez olarak düşünülebilir gibi düşünce tarzları).
Bu kısımda yararlanılan kaynaklar
Yararlanılan kaynaklar:
Ruh Sağ. Ve Bozuklukları Prof.dr.Orhan öztürk (H.Y.B)
Klinik Psikiyatri Kaplan & Sadock (Güneş Kitabevi 2005)
PSİKİYATRİ Temel Kitabi (H.B.Y 1998)
vajinismus, erken boşalma, psikolog, adana, isteksizlik, sertleşme, sorun, boşalma, ilişki, girememe, çözüm, bozukluk





